MERAM BELEDİYE BAŞKANI FATMA TORU'DAN

MERAM BELEDİYE BAŞKANI FATMA TORU'DAN "KUDÜS" ÇAĞRISI

Meram Belediye Başkanı Fatma Toru'dan Kudüs'e dair dikkat çeken açıklamalar.

Meram Belediye Başkanı Fatma Toru ile Kudüs'e yaptığı programa dair çok faydalı bir söyleyişi gerçekleştirdik.  Toru, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Kudüs’ü ziyaret edin” çağrısı üzerine Kudüs’te önemli faaliyetlerde bulundu. Biz de kendisine duygu ve düşüncelerini sorduk. Toru, özellikle “Kudüs’ü sık sık ziyaret edin” ifadesine vurgu yaptı.

 

-Meram Belediyesi olarak, "Abdülhamid Hanın izinden Atiyye-i Seniyye Proje"si kapsamında Kudüs’e 4 günlük program düzenlediniz. Bu program kapsamında orada neler yaptınız?

Kudüs’ün işgal edilişinin 100. yılı nedeniyle bu yılın Kudüs yılı olması ayrıca Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Kudüs’e gidin, Kudüs’ü yalnız bırakmayın” çağrısına istinaden ve 1000 yıllık Türk şehri olan Kudüs’te ecdadımıza vefa olarak bu programı organize ettik.  

Cennet mekân Abdülhamit Han’ın bu konudaki hassasiyeti herkesin malumudur. Atiyye-i seniyye (hayırlı ihsan) geleneği ile Harem’in temizlik ve bakımı ile civarında yaşayan halka ayni ve nakdi yardım hususundaki önceliği de bilinmektedir. Bizler bu hayırlı geleneğin takipçisi olarak; Kudüs sevdasını, söylemden eyleme geçirmek üzere harekete geçtik. Orada her şeyden önce Filistin halkının yanında olduğumuzu gösterdik ki, Filistin halkının bize orada göstermiş olduğu ilgi, bize ne kadar doğru bir iş yaptığımızı gösterdi. Orada yaptığımız bir takım yardımların ve buna benzer bir takım faaliyetlerin, Filistin halkının yanında olduğumuzu göstermek kadar önemli olmadığını gördük. Ve orada beklendiğimizi bir kez daha buruk bir şekilde gördük; orada beklenen Türkiye’dir, Türk halkıdır…

-Malumunuz İsrail, Kudüs’ü kontrolü altına almaya çalışıyor. Kudüs’te Mescid-i Aksa’da sizin gözünüzden durum nedir, neler yaşanıyor orada, hangi sıkıntılar, eksiklikler var?

Kudüs’e girdiğiniz andan itibaren, oradaki esaretin hüznünü yaşıyorsunuz. Orada sadece esaret altında olan Filistin halkı değildir; orada İslam’ın ilk kıblesi olan ve civarında birçok peygamberinin izlerini taşıyan Mescid-i Aksa’dır. Kendi mabedinize girerken bile İsrail askerlerinin kontrolüne tabi olmanın, onlar izin verirse mabedinize girebilecek olmanın hüznü, yüreğinizi derinden yaralıyor zaten… Elbette ki birçok eksikleri var ama hiçbir eksiklik; esaret kadar ağır hissedilemez ve eğer özgürlüğünüz yoksa diğer eksikliklerin hiçbir önemi kalmaz. Bu nedenle özgürlük dışındaki her şey teferruattır. Ancak bir fikir vermesi açısından söz etmek gerekirse; Filistinliler, bugün tecrit altında duvarların arkasında, “öteki” olarak yaşamaya mahkûm edilmiştir ve bu duvarlar her geçen gün daha da yaşam alanlarını daraltarak, bir ulusu yok etmekle tehdit etmektedir. Filistinlilerin, siyasi yardım yanında ekonomik anlamda da ciddi yardıma ihtiyaçları vardır.  El Halil’de küçücük çocukların İsrail askerlerine taş atmalarına şahit olurken hissettiklerimizi hiçbir kelime anlatamaz. El Halil’e turnikeyle girmek nasıl bir duygudur? Şöyle düşünebilirsiniz; yaşadığınız mahalleye girmek için polis barikatları arasında turnikeden geçmek zorundasınız… Yaşam alanınız büyük bir hapishane… Bu nasıl bir şeydir, insanların topraklarını işgal ettiğiniz yetmemiş gibi, bir de yaşadıkları yerlere gitmelerine polis kontrolünde izin veriyorsunuz. Dünyanın hiçbir döneminde zulüm payidar olmamıştır ve olmayacaktır. Biliyoruz ki, yalnız değiliz; Rabbim bizimledir, La Tahzen… Tıpkı Kur’an’da, Yüce Rabbimizin dediği gibi…  

-Bu programınızı yaparken Kudüs’te bir zorlukla, bir yasakla karşılatınız mı?

İsrail sistemli bir şekilde Kudüs’ü tamamen Yahudileştirmek için çalışmaktadır. Bilindiği gibi işgal ettiği Kudüs’ü kanunsuz bir şekilde başkent ilan etmiştir ancak Kudüs direnmektedir. Mücadelelerinde her ne kadar çoğu kez yalnız da kalsalar, Kudüs direnmekte, mücadelelerini sürdürmektedirler.

Görünür ciddi bir baskıyla karşılaşmadık ama hissediyorsunuz ve asla rahat hareket edemiyorsunuz. İsrail’e girişte eşimin sorgulanması, bu durumu yeterince göstermektedir. İsrail’in izin verdiği yerlere gidebiliyorsunuz. Duvarların öbür tarafında neler olup bittiği dünya kamuoyundan saklanmakta, belirli bölgelerin ziyaretine izin verilmektedir. El Aksa ve çevresine konuşlanan polislerin keyfi sorgulamalarına şahit olduk. Belirli alanlara konuşlanan tam teçhizatlı polislerin, ellerinin sürekli tetikte olması, onların öfkesi ve psikolojisi hakkında da bir fikir vermektedir. Harem’in içinde bile polislerin olması, İsrail polisinin korkusunu yansıtmaktadır sanırım. Özellikle Gazze şeridini görmeye izin verilmediğini ve Gazze’nin dış dünya ile irtibatının tamamıyla kesildiğini görmek, bizleri derinden üzmüştür. Taş atan çocuklara gazla müdahale eden İsrail’in nasıl bir ruh haleti içinde olduğunu anlatmaya gerek var mı? Batı Şeria’daki 21. yüzyılın utanç duvarlarını gördükten sonra başka ne söylenebilir ki? Bu utanç sadece İsrail’in değildir; bu utanç aynı zamanda Filistin’in işgaline ve Filistin halkına yapılan zulme göz yuman özgür dünyanın tüm ülkelerine de ait olmalıdır.

 

-Siz bir belediye başkanı olarak orada daha neler yapılmasını isterdiniz?

Belediyecilik açısından baktığımızda, Kudüs’te Müslümanların yaşadığı bölgelerde ciddi bir hijyen sorunu olduğunu gördük. Yer yer biriken çöplerin zamanında alınmaması nedeniyle oluşan ağır kokular, birçok hastalığa da davetiye çıkarır gibiydi. Ayrıca özellikle Harem etrafında yer alan Osmanlı eserlerinin bakımsızlığı hemen göze çarpmaktadır. Bu eserlerden bazılarının TİKA tarafından yenileme çalışmalarına tabi tutulması elbet sevindiriciydi, ama gördüğümüz, Kudüs’te daha pek çok eserin bakımının yapılması gerektiğidir. Eğer bizler bu eserlere sahip çıkmazsak, gelecekte orada ecdat yadigârı diye bir şey kalmayacaktır.

-Kudüs ve Mescid-i Aksa için başka plan ya da programlarınız olacak mı?

Bizim Belediye olarak “Kudüs Akademi” isminde bir çalışmamız vardı. Sayın Cumhurbaşkanımızın çağrısıyla bu program ivme kazandı ve bu vesileyle kursiyer öğrencilerle birlikte gittik. Kudüs Akademi programını, önümüzdeki dönemde de farklı alanlardaki çalışmalarla yeniden şekillendirmeyi planlıyoruz.

-Efendim Meram Belediyesi olarak, Kudüs’e gidip mukaddes emanetlerimize sahip çıktınız. Bu düşünce nereden çıktı? Birçok belediyenin böyle bir programı yoktu zira…

Biraz önce de ifade ettiğim gibi, Kudüs Akademi programı birçok hayırlara vesile oldu. Özellikle Cumhurbaşkanımızın çağrısından sonra birçok belediyenin de bu tür programlar için hazırlık yaptığını biliyoruz. Esas olan Kudüs’e ve Filistin’e sahip çıkarken, sahip çıktığımızın aslında kendi manevi değerlerimizin olduğunu hiçbir zaman unutmamamızdır. “Ezan okunan her yer vatanımızdır” düşüncesiyle Müslüman coğrafyayı yalnız bırakmamaktır. Orada yaşayan mazlum kardeşlerimizin imdadına koşmaktır. Bizi gördükleri zaman Türk olduğumuzu hemen anlıyorlar ve boyunlarımıza sarılıyorlardı. Bir yerde, bir genç kızın, “Neredesin Türkiye. Neredesin Abdülhamit Han, Neredesin Recep Tayyip Erdoğan” diye şiir okuması ve Türk bayraklarının Kudüs’ün pek çok yerinde dalgalanması, orada eksik olanın, özlenenin, beklenenin bizler olduğunu apaçık ortaya koymaktadır.   

-Sizin bu programınızın diğer belediyelere de örnek olması ve Sn. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısına uymaları gerektiğini düşünüyor musunuz?

Her şeyden önce Kudüs asla yalnız kalmamalıdır ve Sayın Cumhurbaşkanımızın çağrısının nasıl karşılık bulduğunu bizzat Kudüs’te görmüş birisi olarak şunu söylemeliyim ki, cuma namazında iki bin dolayında Türk vardı ve şehrimiz Konya’dan, Belediyemizin organizasyonu dışında giden en az 4-5 grup vardı. Bu da halkımızın bu konudaki duyarlılığını göstermektedir. Öyle ki, Konya’da çalışma temposunun yoğunluğu nedeniyle görüşemediğimiz dostlarla, orada görüşme fırsatı doğdu. Özellikle Harem’de hiç yabancılık çekmedik; bu doğaldır, çünkü orası İslam topraklarıdır.

-Kudüs’e Mescid-i Aksa’ya gidince esaret altında olan o mukaddes beldeleri görünce ne hissettiniz?

Her adımınızda bir peygamberin izine rastlamak, bizlerde derin duygular uyandırdı. Özellikle Harem’de ve Harem çevresinde peygamberlerin ruhaniyetini hissetmemek mümkün değildi, ama esaret altında olmalarına gönlünüz asla razı olmuyor. Her köşede bir peygamberin ayak izine rastlamak, nasıl bir mekânda olduğunuzu size her adımınızda hatırlatıyor. Ayrıca Hz. Peygamber’in miraç hadisesine oradan başlaması ve İslam’ın da ilk kıblesi olması, burayı Müslümanlar için daha da kutsal bir alan haline getiriyor. Bu duyguların eşiğinde, adımlarınızı temkinli atmaya başlıyorsunuz ve Harem’deki ruhaniyeti bedeninizin tüm hücrelerinde hissediyorsunuz. Mescid-i Aksa’da, Kubbet-üs Sahra’da, Muallak Taşı’nın altında geçirdiğiniz zaman dilimleri, size kendi kimliğinizi bir kez daha hatırlatıyor.

-Buradan Kudüs’e Mescid-i Aksa’ya gitmek isteyenlere söylemek istediğiniz bir şey var mı?

“Kudüs’e herkesin gitmesi gerek”tiğini söylemeye elbette gerek görmüyorum, ama tekrarında da bir sakınca görmüyorum: Kudüs’e imkânı olan her Türk vatandaşı gitmeli ve oradaki havayı solurken, Filistin halkına, yanlarında olduğumuz mesajını vermelidir. Bu, her şeyin üstündedir.   Giden kardeşlerimiz şunu görecektir ki, Harem’de, El Halil’de, Batı Şeria’da, Zeytin Dağı’nda o günleri sanki yeniden yaşayacaklardır. Birçok peygamberin kabrini ziyaret ederken, nasıl bir kutsiyetin onları beklediğine de şahit olacaklardır. Mescid-i Aksa’ya 40 yaş altı Filistinlilerin ve daha önce soruşturma ya da tutuklama geçirmiş olanların alınmaması, Mescid-i Aksa’daki Filistinli sayısını azaltma politikasıdır. Bu süreçte, bizlerin Mescid-i Aksa’yı boş bırakmaması gerekmektedir.  

-Efendim son olarak, Mescid-i Aksa’nın sembol isimlerinden olan Şeyh Raid Salah 15 Ağustos’tan beri hukuksuz bir şekilde İsrail hapishanesinde gözaltında. Bu konuda neler söylersiniz?

Siyonist İsrail rejimi tarafından işgal edilen Filistin topraklarını savunan önemli liderlerden biri olarak öne çıkan Şeyh Raid Salah, Filistin’in aktif olarak çalışan önemli liderlerinden bir tanesidir. Yahudilerin, Kudüs ve Mescid-i Aksa üzerindeki oyunlarını açığa çıkaran Sayın Salah, işgale karşı direnmeye devam etmektedir. Bu ve buna benzer gözaltılar, İsrail’in her zaman yaptığı hukuksuzluktan sadece bir tanesidir. Şu an İsrail hapishanelerinde tutuklu bulunan Filistinlilerin sayısı on binlerle ifade edilmektedir. Gerek tutuklu Filistinli kardeşlerimize ve gerekse Şeyh Raid Salah’a uygulanan hukuksuz uygulamaların bir an önce sonlandırılması dilerken, İsrail’i de kınıyorum.

Bu güzel röportaj ve Kudüs, Mescid-i Aksa için düzenlediğiniz bu örnek program için şükranlarımızı sunuyoruz.

Kudüs’e sahip çıktığınızdan dolayı ben de, Belediyem adına sizlere teşekkür ederken, Kudüs ile ilgili haberlerinizin artarak sürmesini dilerim. Kamuoyunun sürekli bilgilendirilmeye ve bilinçlendirilmeye ihtiyacı vardır. Hiç kuşkusuz, bunu da sizler gibi duyarlı kardeşlerimiz vasıtası ile yapacağız. Ben inanıyorum ki Kudüs bir gün özgürlüğüne kavuşacak, tüm dualarımız bu yöndedir; Rabbim Müslümanların yardımcısıdır. Allah’a emanet olunuz

Google+ WhatsApp