İSRAİL’İN BAŞKENTİ KUDÜS!

İSRAİL’İN BAŞKENTİ KUDÜS!


İşgalci İsrail’in birçok kez dillendirerek algı oluşturmaya ve tüm dünyanın peyderpey kanıksamasına çalıştığı, Müslümanların da tepkisini ölçtüğü “İsrail’in başkenti Kudüs” cümlesini ne yazık ki, sık sık duyuyoruz. Son olarak İsrail’in Ankara Büyükelçisi Eitan Naeh, THY Genel Müdürü Bilal Ekşi’nin Kudüs uçuşları ile ilgili indirim yaptığını duyurduğu tweete küstah ve hadsiz bir şekilde cevap vererek "Türk turistleri başkentimiz Kudüs'te ağırlamaktan memnuniyet duyarız" ifadelerini kullandı. Bu hayalin tarihine değil ama yakın geçmişine bir göz atalım.

ABD’deki seçimler sırasında Donald Trump, başkan seçilirse Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıyacağını bildirdi. ABD’lileri pek de ilgilendirmeyen bu vaad Trump’ın başkan olması için gerekli şartlardan biriydi. Bu açıklama ile tüm dünyada bir algı oluştu bile. Trump başkan olduktan sonra da diğer ABD başkanlarının yaptığı gibi İsrail’e hizmet etme aşkına devam etti ve ödevlerini bir bir yapmaya başladı, ilk olarak Tel Aviv'deki ABD Büyükelçiliğini Kudüs'e taşıma kararı aldı. Karara İslam ülkelerinden yine cılız tepki geldi. Trump senatonun baskısı sonrası 1995’ten bu yana yapıldığı gibi ulusal çıkarları düşünerek şimdilik askıya aldı. İsrail ise kararlılıkla o anı bekliyor. İsrail'in aşırı sağcı Kültür Bakanı Miri Regev'in, 70. Cannes Film Festivali'nin açılışında giydiği Kudüs fotoğraflı kıyafet de kararlılıklarının bir başka boyutu. Bakanın bu kıyafeti giydiği sıralar İsrail’de Kudüs’ün işgalinin 50. Yılı kutlandı, bu çerçevede gerek fanatik Yahudiler gerekse İsrailli bakanlar yine Kudüs’ü başkent yapma planlarını söylemlerine dökmekten geri durmadı. Sadece söylemler değil eylemler de giderek artıyor. 
Hatırlayacağımız üzere 14 Temmuz’da Mescid-i Aksa’da 3 Filistinlinin şehit olması 2 İsrail askerinin ölmesiyle sonuçlanan bir olay oldu, akabinde ise Aksa kapıları kapatıldı, ezan okutulmadı, namazlar kılınmadı, daha sonra metal dedektörler konuldu, kısaca Aksa tamamen işgal edildi. Filistinlilerin “kendi mabedimize aranarak girmeyeceğiz” yönündeki güçlü direnişi ve İslam ülkelerinden bilhassa en güçlü bir şekilde Türkiye'den gelen tepkiler üzerine dedektörler kaldırıldı, 14 Temmuz öncesi işgale geri dönüldü.

Dediğim gibi İsrail eylemlerini ve de en küçük bir olayı dahi büyüterek asker sayısını artırıyor. Kudüs’teki İsrail askeri sayısı, 14 Temmuz sonrası öncesine göre birkaç katına çıktı, Kudüs sokaklarına kurulan askeri kontrol noktaları, Kudüslülerin evlerine yapılan baskın sayısı, gözaltına alınması, evlerinin tahliye edilmesi ve hatta yıkılması durumları gittikçe arttı. Ekonomik olarak da baskılar tırmanışta, iş yerleri basılıp çeşitli suçlamalarla ya kapatılıyor ya da yıkılıyor. Eğitimde ise İsrail müfredatı dayatması söz konusu. Kudüs’ün Yahudileştirilmesi planı ve yeni yerleşim birimi faaliyetleri de tüm hızıyla devam ediyor. Velhasıl işgalci İsrail Kudüs’ü başkent yapmak için her aşamada çalışıyor. Peki yine kendimize, Müslümanlara dönelim, mukaddes belde Kudüs için biz ne yapıyoruz?

İsrail’i tanıyan ülke sayısı gittikçe artıyor. Müslüman ülkelerin çoğu ilişkilerini normalleştirmeye başladı, öyle ki Batı Afrika’daki iki Müslüman ülke, Senegal ve Gine, yaklaşık 50 yıl sonra İsrail’e ilk defa elçi gönderdi. İslam Ülkelerinin çoğu ithalatının büyük bir kısmını İsrail’den yapıyor, İsrail ile askeri ve ekonomik anlaşmalar diz boyu. Bir örnek vermek gerekirse İsrail sahiline kum Türkiye’den gidecek. Uzun uzadıya kim ne aldı ne verdi diye yazacak olsam ansiklopedik bir durum ortaya çıkar. Genel bilmemiz gereken nokta tüm dünyada olduğu gibi İslam ülkelerinde İsrail ürünleri büyük oranda yer tutuyor, dünyadaki silah sanayi zaten Siyonistlerin kontrolünde. Silah satışında bir numara olan ABD’de Baruch, Almanya’da ise Krupp silah üreticilerinin en meşhuru. Trump ilk yurt dışı ziyareti sırasında Suudi Arabistan ile 110 milyar dolarlık kısmı silah olmak üzere 350 milyar dolarlık bir anlaşma yaptı. Bu örnekler arttırılabilir. Tüm bunlar gösteriyor ki İsrail İslam Ülkelerini de çoktan işgal etti. İsrail onca İslam ülkesinin yönetimini Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında ele geçirmiş durumda, elleri kollarını bağladı. İstanbul'da toplanan İslam İşbirliği Teşkilatı Dışişleri Bakanları Olağanüstü İcra Komitesi’de Harem-i Şerif’i işgal eden İsrail’in “çok güçlü” bir şekilde kınanması zaten vahim durumu ortaya koymuyor mu? Lafı şuraya getireceğim “İsrail’in başkenti Kudüs” durumu adım adım resmiyete doğru gidiyor ama biz hala çok güçlü kınıyoruz! 

Çünkü bir İslam Birliği yok! 
Çünkü İslam Ülkeleri’nin ortak bir askeri birliği yok!
Çünkü Müslümanlar, mukaddesatına tam anlamıyla sahip çıkmıyor!

Ne zaman ki, bu saydıklarım olur işte o zaman “İsrail’in başkenti Kudüs” söylemi dahi ağza alınmaz…

Google+ WhatsApp